HTML>

{ var randsg = Math.floor(Math.random()*songs.length); document.darkplayer.FileName = songs[randsg]; document.darkplayer.scr = songs[randsg]; document.forms['form'].playlist.options[randsg].selected = true; } function play(list) { if (playstate == 2) { document.darkplayer.Play(); } else { var snum = list.options[list.selectedIndex].value document.darkplayer.FileName = songs[snum]; document.darkplayer.scr = songs[snum]; } playstate = 1; } //--> Sozler-yetmez-seni-anlatmaya-Efendim - Gönülden her dua..Beyaz bir dilekcedir Allah´a..All Gebet vom Herzen ist ein "Weißer Bittschrift" an Allah.. - Blogcu




p { margin: 0px; } body { margin: 0px; margin-top: 30px; } td { font-family: "Trebuchet MS"; verdana, arial, sans-serif; font-size: 9pt; line-height: 1.7; color: #00CCFF; } td.title { border-bottom: 1px solid #DEDEDE; } td.leftside { padding: 10px; padding-left: 0px; text-align: justify; } td.rightside { padding: 10px; border-left: 1px solid #DEDEDE; line-height: normal; } div.avatar { float: left; margin: 5px; margin-left: 0px; margin-bottom: 0px; } h2 { font-family: "Trebuchet MS"; verdana, arial, sans-serif; font-size: 20pt; color: #00CCFF; margin-bottom: 12px; } h3 { font-family: "Trebuchet MS"; verdana, arial, sans-serif; font-size: 10pt; color: #00CCFF; margin-bottom: 2px; } font.gray { color: #00CCFF; } div.author { margin-top: 3px; margin-bottom: 6px; } a:link { color: #00CCFF; } a:visited { color: #00CCFF; } a:hover { color: #00CCFF; }
Myspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter Graphics Myspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter Graphics

Gönülden her dua..Beyaz bir dilekcedir Allah´a..All Gebet vom Herzen ist ein "Weißer Bittschrift" an Allah..

Mayıs 3, 2008 - Faran Dağlarında Açan Sevgili

Selam sana nazlı nebi
Selam sana gözbebeği
Mevla’nın kudretiyle selam.
Selam sana nur-i dilara
Selam sana hakk habibi
Rahman’ın kudretiyle selam.
Selam sana andelib_i zişan
Selam sana muhammedi
Cebrail’in yüreğiyle selam
İbrahimce selam sana
Rahimce selam sana
Gafurca selam.
Selam sana ey yetimler padişahı
Selam sana ahmedi nefesli yar
Eyyupça selam sana
Selam sana ya habiballah
Selam sana ya nebiallah
Selam sana ya resulallah.
Ya resulallah
Sen, sevmek için istenen
Can, dudakta istenen
Sevda ikliminin en güzel mevsiminin
En güzel çiçeğisin.
Cemre gibi düştün kainatın kışına
Bahar, senin elinde doğdu
Senin elinle indi toprağa
Öyle bir sevildin ki
Candan aziz bilerek
Uğruna can verildi
Ama bu, ölüm değildi
Adını bir kez anan
Bir kez gönülden anan
Rahmetin nur kaynağı gözlerinde dirildi
Şimdi biz de seni anıyoruz
Mevla’mızın yeminleriyle anıyoruz seni
Ey faran dağları’nda açan sevgili
Fecre
On geceye
Her şeyin çiftine ve tekine
Akşamın alacakaranlığına
Kararıp bürüdüğü zaman geceye
Açılıp aydınlattığı zaman
Gündüze and olsun ki
Sen olunca sitem yok
Serzeniş yok
Eyvah yok
Alemlere ambersin
O’ndan başka ilah yok
Sen, en son peygambersin.
Beni ilk öksüz oluşun vurdu
Yetim kalışın yaraladı önce
Elden ele dolaşmıştın
Herkesin gözbebeğiydin
Ama mahzun
Ama kederli
Bir yanın arşa kadar azamet
Bir yanın ürkek
Mekke akşamları yanar
Verdiğin her nefeste
Ve gökten inen bir sesle
 korumasına alır.
Senin derdin allah’tı
Hüznün kederin allah
Senin dostun allah’tı
Sana en yakın allah.
Biz seni göremedik ya resulallah
Uhud dağı’nı seyrettik
Okçular tepesinden bir sabah
Bir medine sabahında
Uhud’u seyrettik
Seni göremedik
Ebu ubeyde bin cerrah sanki ordaydı
Sanki mübarek yüzüne batan miğfer halkalarını
Dişleriyle sökmek için nefes nefeseydi
Kalbi yerinden fırlayacakmış gibiydi
Seni öyle seviyordu ki
Tenine bir dikenin batması bile
O kalbi durdururdu.
Biz seni göremedik ya resulallah
Uhud’u gördük bir sabah
Malik bin sinan olamadık
Mübarek kanının, kanına karıştığı
Malik bin sinan sanki oradaydı
Ve inemedik okçular tepesinden
Sanki sen inin demeden inersek
Uhud tekrar cehenneme dönerdi.
Ey faran dağları’nda açan sevgili
Güneşe ve onun ışığına
Ardından gelmekte olan aya
Onu ortaya koyan gündüze
Onu bürüyen geceye
Göğe ve onu meydana koyana
Yere ve onu yayana and olsun ki
Sen olunca sitem yok
Serzeniş yok
Eyvah yok
Alemlere ambersin
O’ndan başka ilah yok
Sen, en son peygambersin
Vazgeçtim seni hep ötelerde aramaktan
Seni yüzyıllar öncesine hapsetmekten vazgeçtim
Mesafelerden usandım ya resulallah
Sana sesleniyorum
Alemlere rahmetsin
Seslenince yanımdasın
Burdasın
Günahkarım
Ama sen günahkarların umudusun
Temizle beni ya resulallah!
Temizle beni ya resulallah!
Temizle beni ya resulallah!
Mescid-i nebevi’de gördüm
Mübarek sözlerinden birini süsleyip duvara asmışlar:
“benim şefaatim, ümmetimden büyük günahları olanlar için.”
Buyurmuşsun
İçimde her şey üşür
Rüzgar üşür
Yağmur üşür
Dua üşür
Melekler üşür
Isıtırsan bir sen ısıtırsın
Medine’ye akan nur gibi ak kalbime
Ey ban u cihan
Yorgunum
Güçsüzüm
Çaresizim
Sen çaresizlerin yardımcısısın
Yüreğimi koşturdum
Sana doğru
Çatlarcasına koşturdum
Kimseye hakkım yok
Huzurunda sana ait varlıkları dava etmem
Ben bir davalıyım
Tükendim ya resulallah
Hicretimi kabul et ya resulallah!
Hicretimi kabul et ya resulallah!
Hicretimi kabul et…

 

...DAE..

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Mayıs 8, 2007 - Ruhum Sana Aşık

 

Rûhum sana âşık, sana hayrandır Efendim,

Bir ben değil, âlem sana kurbandır Efendim.



Ecrâm ü felek, Levh u kalem, mest-i nigâhım,

Dîdârına âşık Ulu Yezdân’dır Efendim.



Mahşerde nebîler bile senden medet ister,

Rahmet, diyen âlemlere, Rahman’dır Efendim.



Tâ Arşa çıkar her gece âşıkların âhı,

Medheyleyen ahlâkını Kur’an’dır Efendim.



Aşkınla buhurdan gibi tütmekte bu kalbim,

Sensiz bana cennet bile hicrândır Efendim.



Doğ kalbime bir lahzacık ey Nûr-i dilârâ

Nûrun ki gönül derdime dermândır Efendim.



Ulvî de senin bağrı yanık âşık-ı zârın

Feryâdı bütün âteş-i sûzândır Efendim.



Kıtmîriniz ey Şâh-ı rüsûl, kovma kapından,

Âsîlere lûtfun yüce fermândır Efendim.


Ali Ulvi KURUCU

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Nisan 17, 2007 - Günlük hayata ait sünnet-i seniyye

 

GÜNLÜK HAYATA AİT SÜNNET-İ SENİYYE

1. Hayırlı işlerde sağı, adi işlerde solu kullanmak.

2. Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak.

3. Yemeğe besmele ile başlamak, Allahın sonsuz ikram ve nimetlerini tefekkür ederek yemek, sonunda da hamd etmek.

4. Yemekte tabağın kendi önümüze gelen tarafından yemek.

5. Yerde bir sofra bezinin üstünde yemek. İhtiyaç olduğu takdirde masada da yenilebilir.

6. Yemeğe sofradakiler ile beraber başlamak.

7. Acıkmadıkça yememek, tam doymadan yemeği bırakmak.

8. Tabağa az yemek koydurtup artık bırakmamak.

9. Sofrada sağ dizi dikip, sol dizi yere yatırmak.

10. Saf ipek ve saf altın ümmet-i Muhammedin erkeklerine haram kılınmıştır.

11. Selamı yaymak. Selam, kelamdan önce gelir.

12. Eve girince ilk söz ev halkına selam vermek olmalıdır.

13. Selamla birlikte samimiyetle, tebessüm ederek musafahada bulunmak.

14. Musafaha ile birlikte, hürmet, samimiyet ve şefkate vesile olan kucaklaşmalar yapılabilir. Süfli hisleri uyandıracak sarılmalar caiz değildir.

15. Musafahada önce eli uzatan çekmelidir. Biz çekersek buluşmadan memnuniyetsizlik manası çıkabilir.

16. İlmiyle amil din adamları ile adil devlet başkanlarının eli öpülür, beşeri hisleri yok olmuş yaşlı hanımlara selam verilebilir, gerekirse eli de öpülebilir. Yeter ki fitneye sebep olmasın.

17. Hediyeleşmek ve gelen hediyeye aynıyla veya daha güzeliyle karşılık vermek.

18. Az gülmek, gülünce kahkaha ile değil, tebessüm ederek gülmek. Mütebessim olmak.

19. Çoğu zaman susmak, tefekkür etmek, ihtiyaç olunca konuşmak.

20. Tane tane, orta bir ses tonuyla konuşmak. Çok mühim şeyleri üç defa tekrar etmek.

21. Konuşmaya Allahın adıyla başlamak ve Allahın adıyla bitirmek.

22. Nefsi ve dünyalık bir şey için öfkelenmemek. Bir hak zayi olduğunda ve uhrevi meselelerde, Allah ve din hakkı için öfkelenmek.

23. Doğru sözle şaka ve mizah yapmak.

24. Boş işler (malayani) ile iştigal etmemek.

25. Uyku için yatınca önce sağ tarafına yatmak, sağ yanağını sağ avucunun içine koymak ve o günün muhasebesini yapmak.

26. Yüzükoyun yatmamak.

27. Yatağa girdiğinde avuçları açık olarak birleştirerek İhlas, Felak ve Nas surelerini okuyup avucunun içine üfleyip sonra bütün vücudunu sıvazlamak, bunu üç defa tekrarlamak.

28. Beyaz giymek.

29. Mest giymek.

30. Ayakkabı giyerken önce sağdan başlamak, çıkarırken de önce soldan çıkarmak.

31. Takke ve sarıkla başı kapatıp namazı öyle kılmak.

32. Soğan ve sarımsak kokusuyla mescid ve meclislere yaklaşmamak.

33. Üzerinde kudsi kelimeler ve ayetler yazılı eşya ile tuvalet ve pis yerlere girmemek.

34. Misafire elinde bulunandan ikramda bulunmak. Misafir ve ziyaretçileri temiz bir kılık kıyafetle karşılamalı.

35. Aksırınca sesi az yükseltip, Elhamdülillah demek. Böyle diyene de Yerhamükellah demek. Bize dediklerinde Yehdina ve yehdikümüllah diye cevap vermek. Bu üçe kadar böyle mukabele şeklinde devam edebilir. Üç defadan fazla aksıran olursa, nezleden aksırmıştır ve mukabele gerekmez.

36. Esnemeyi mümkün olduğu kadar gizlemek. Ağzı elle kapayarak gidermeye gayret etmek. Namazda iken esneme gelirse, ayakta ise sağ elin, diğer hallerde ise sol elin tersi ile ağzı kapatmak münasip olur.

37. Davete icabet ve hediyeyi kabul etmek.

38. Kapıyı üç defa vurmak, cevap verilmezse geri dönüp gitmek. Kim o? diye sorulduğunda, Benim. dememek, kendimizi açık bir şekilde tanıtmak, maksadımızı belirtmek. Kapının tam karşısında durup içeriyi gözleme durumunda bulunmamak. Biraz kenarda durarak, ailedeki mahremiyeti görmekten içtinap etmek.

39. Ayakta bevletmemek. Tuvalette idrar saçıntısından, korunmak. Hadiste kabir azabının çoğunun idrar saçıntısından ileri geldiği bildirilmiştir. Tuvalete ihtiyaç için oturduğu vakit ön ve arkanın kıbleye karşı dönük olmaması gerekir.40. Banyo yapılan yere bevletmemek. Çünkü vesvesenin çoğu bundandır.

41. İnsanların istifade ettiği gölgeliklere, yol ve yol kenarlarına, çeşme ve pınarlara bevletmemek, pisletmemek ve de tükürmemek. Hadiste, bunu yapanların lanetlenmesinden korkulacağı bildirilmiştir.

42. Kasık ve koltuk altı temizliğine titizlik göstermek. Buralardan ayrılan parçalar temizken ayrılmasına da dikkat etmeli ve cünüp iken buraları tıraş etmemelidir. Bu tür temizlik caiz olsa da sünnete uygun değildir.

43. Büyük ve umumi banyolarda tesettürle yıkanmalı, peştamal kullanılmalı.

44. Mümkünse her abdest alışta misvak (fırça) kullanmak.

Diyanet İşleri Başkanlığının neşrettiği misvak hadisi tercümesinde şöyle bir hüküm mevcuttur: Misvaktan kasıt dişlerin temizlenmesi, ağız içindeki kötü kokunun giderilmesi ve mikropların yok edilmesidir. Bunu temin eden Erek ağacından başka fırçalar da varsa, o da misvak yerini tutar.

45. Emin ve muttaki insanlarla istişare etmek, neticedeki karara tevekkülle uymak.

46. Cömertlik. Cömert Allaha yakın, cimri ise Allaha uzaktır. Cömertlik kökü cennette olan bir ağacın dünyaya sarkmış dalıdır. Kim o dala tutunursa o dal onu cennete çeker.

47. Çok tefekkür etmek. Tefekkür gafleti izale eder. Ölümü tefekkür etmek fani lezzetleri acılaştırır. Eşyanın üzerindeki fena damgasını gösterir.

48. Borçlanmalarda durumu yazıyla veya bir şahitle tevsik etmek. Böyle bir tedbir asla itimatsızlık sayılmaz. Anlaşmalarda değişik tevil ve tefsirlere yol açacak boşluklar bırakılmamalıdır. Durumu net olarak tespit etmek lazımdır.

49. Bir yakını vefat eden Müslüman kardeşini teselli ederek taziyede bulunmak. Allah merhuma rahmet etsin. şeklinde dua yapılır. Taziye ziyareti vasati üç gün içinde yapılır. Üç günden sonraki ziyaretlerde vefatı hatırlatıp hüznü deşmek uygun olmaz. Evinden cenaze çıkan kimseler üzüntüden dolayı yemek hazırlayıp sofra kuramazlar. Bunun için vefalı komşular bir müddet bu eve yemek getirirler. Böylece hüzünlerine ortak olduklarını fiilen göstermiş olurlar. Cenaze sahibi üç gün kendisine kolayca erişilebilecek bir ortam hazırlar ve böylece kardeşlerinin taziyede bulunabilmelerine imkan tanınmış olur

50. Ölmüş kimseleri hayırla yad etmek.

51. Mevtanın ardından yüksek sesle ve çırpınarak, saç baş yolarak ağlamamak. Böyle yapmak kadere itiraz ve Cenabı Hakkın takdirini itham etmek olur. Ayrıca bu mevtaya iyilik değil azaba vesile olur.

52. Sekerat halindeki hastalara La ilahe illallah, Muhammedün rasulullah. şeklinde telkinde bulunmak. Hastanın dudaklarını temiz ve ıslak bir bezle sulandırıp kurumamasını sağlamak. Ölüm vaki olup son nefes verilince, okumalar durdurulur ve cenazenin uzağında devam edilebilir. Çenesinin açık kalmaması için mendil ve benzeri şeylerle başa bağlanır. Gözleri açık ise kapatılır.

53. Kabirleri ziyaret etmek. Gafleti dağıtır ve uhrevi tefekküre vesile olur. Kabristanın kapısına yaklaşınca, kabir halkına gizlice selam verilir. Ey kabir sakinleri, esselamu aleyküm. Sizler bizden önce geldiniz, bizler de sizleri takip edeceğiz. Size Allahtan af ve mağfiret dileriz. Şeklinde selam ifade edilebilir. Sonra ziyaret edilecek merhumun ayakucu tarafından yaklaşılır. Yüzüne müteveccihen veya kıbleye karşı durulur. Kuran ve dualar okunabilir. Ziyaret esnasında mezarları çiğnemek mekruhtur. Şayet geçip gitmek için başka müsait yol yoksa, merhuma sevap hediye edilerek, geçilebilir. Mezar üzerindeki yeşillikler yolunmaz, bilakis çiçekler ekilir. Kurumuş otlar ayıklanır.

54. Hasta akraba, dost ve arkadaşları ziyaret etmek. Onlara teselli ve ümit vermek. Ziyareti uzun tutmamak. Hastanın hoşa gitmeyecek hallerini başka yerde anlatmamak.

55. Sıla-i rahimde bulunmak. Akrabayla alakayı kesen bir kimsenin bulunduğu meclise Allahın rahmeti inmez.

56. Zemzem suyunu hürmeten ayakta ve kıbleye karşı dönerek içmek.

57. Anne-babaya itaat etmek, onlara ihsanda bulunmak, kalplerini kırmamak ve hayır dualarını almak.

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Nisan 17, 2007 - Kutlu Dogum Ve Mevlid Kandili

 

Kutlu Doğum ve Mevlid Kandili
Hayatın gayesi, yaratılışın mânâsı silinmiş, yok olmuştu. Herşey mânâsız başıboşluk ve hüzün örtülerine bürünmüştü.

Ruhlar birşey bekliyor, bir nurun zulmet perdesini yırtmasını içten içe hissediyordu.

O vahşet devrinde kâinat ufkundan bir güneş doğdu. Bu güneş âhirzaman Peygamberi Hz. Muhammmed Aleyhissalâtü Vesselam idi. Tarihin seyrini, hayatın akışını değiştiren bu eşsiz olay, dünyayı yerinden sarsan değişimlerin en büyüğü idi.

İşte insanlığın akıl ve kalbinde düğümlenen "Necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun?" sorularını, düğümlerini çözüp kâinatın Sahibini ilân ve ispat edecek bir zatın teşrifi sadece insanların ruh ve kalbinde değil, diğer varlıklarda, hattâ cansız eşyada bile yansımasını bulacaktı.

Doğudan batıya bütün âlemin nurlara büründüğü, İlâhi değişimin tecelli ettiği o gece neler oldu neler?

Yahudi ileri gelenleri ve âlimleri kitaplarında daha önce rastladıkları işaret ve müjdelerin açığa çıktığını gördüler. Kimsenin haberi olmadan en önce onlar bu müjdeyi verdiler.

O gece Yahudi âlimleri semâya bakıp "Bu yıldızın doğduğu gece Ahmed doğmuştur" dediler.(1)

Bîr Yahudi İleri geleni Mekke'de Peygamberimizin doğduğu gece, içlerinde Hişam ve Velid bin Muğire, Utbe bin Rabia gibi Kureyş ileri gelenlerinin bulunduğu bir toplantıda,
- "Bu gece sizlerden birinin çocuğu oldu mu?" diye sordu.
- "Bilmiyoruz" diye cevap verdiler.
Yahudi, "Vallahi sizin bu ihmalinizden iğreniyorum!
"Bakın, ey Kureyş topluluğu, size ne söylüyorum, iyi dinleyin. Bu gece, bu ümmetin en son peygamberi Ahmed doğdu. Eğer yanlışım varsa, Filistin'in kudsiyetini inkâr etmiş olayım. Evet, onun iki küreği arasında kırmızımtırak, üzerinde tüyler bulunan bir ben var" dedi.

Toplantıda bulunanlar Yahudinin sözünden hayrete düştüler ve dağıldılar. Her birisi evlerine döndüğünde bu durumu ev halkına anlattılar. "Bu gece Abdülmuttalib'in oğlu Abdullah'ın bir oğlu doğdu. Adını Muhammed koydular." haberini aldılar.

Ertesi gün Yahudiye vardılar:
"Bahsettiğin çocuğun bizim aramızda dünyaya geldiğini duydun mu?" dediler.
Yahudi "Onun doğumu benim size haber verdiğimden önce midir, sonra mıdır?" dedi.
Onlar, "Öncedir ve ismi Ahmed'dir" dediler. Yahudi, "Beni ona götürün" dedi.
Yahudi ile beraber kalkıp Hz. Âmine'nin evine gittiler, içeri girdiler.
Pegamberimizi Yahudinin yanına çıkardılar. Yahudi Peygamberimizin sırtındaki beni görünce, üzerine baygınlık geldi, fenalaştı. Kendine gelip ayıldığı sırada,

"Ne oldu sana, yazıklar olsun" dediler.

Yahudi, "Artık İsrailoğullarndan peygamberlik gitti. Ellerinden kitap da gitti. Artık Yahudi âlimlerinin kıymet ve itibarları da kalmadı. Araplar peygamberleriyle kurtuluşa ereceklerdir.

"Ey Kureyş topluluğu, ferahladınız mı? Vallahi size, doğudan batıya kadar ulaşacak bir güç, kuvvet ve bir üstünlük verilecektir" dedi.(2)

Kâinatın Efendisini dünyaya getiren bahtiyar annenin henüz dünyaya gelmeden görüp gördükleri çok manalıydı..

Peygamber Efendimize hamileyken rüyasında, "Sen, insanların en hayırlısına ve bu ümmetin efendisine hamile oldun. Onu dünyaya getirdiğin zaman 'Her hasetçinin şerrinden koruması için bir ve tek olana sığınırım' de, sonra ona Ahmed yahut Muhammed ismini ver."

Yine kendisinden çıkan bir nurun aydınlığında bütün doğuyu ve batiyi, Şam ve Busra saray ve çarşılarını, hattâ Busra'daki develerin uzanan boyunlarını gördüğünü Abdülmüttalib'e anlatmıştı.(3)

Aynı gece Hz. Âmine'nin yanında bulunan Osman ibn Âs'ın annesinin gördükleri de şöyle:

"O gece evin içi nurla doldu, yıldızların sanki üzerimize dökülecekmiş gibi sarktıklarını gördük."

Evet bu ulvî anı dile getiren Mevlid'in yazarı Süleyman Çelebi bütün bu hakikatleri şu beytiyle şiirleştirmiştir:

"Hem Muhammed gelmesi oldu yakin
Çok alâmetler belürdi gelmedin"

Rabiülevvel ayının 12. Pazartesi gecesi, yapılan hesaplamalara göre, Miladi takvime göre 20 Nisan'a denk gelen gece idi.

Dünyayı şereflendiren iki Cihan Serverinin üzerini o günün bir âdeti olarak bir çanakla kapattılar.

Araplara göre o zaman, gece doğan çocuğun üzerine bir çanak koymak ve gündüz olmadan ona bakmamak âdetti. Fakat bir de baktılar ki. Peygamber Efendimizin üzerine konulan çanak yarılarak ikiye ayrılmış, Efendimiz gözlerini gökyüzüne dikmiş, başparmağını emiyordu.(5)

Evet, bu işaret her türlü küfrün, zulmün, şirkin ve her türlü bâtıl inanç ve âdetlerin parçalanıp yok olması, imanın, nurun ve hidâyetin kâinatı aydınlatması için gönderilmiş bir Peygamber idi.

Aynı gece Kabe'de tapılmakta olan cansız putların çoğunun başaşağı devrildiği görüldü.

Aynı gece Kisra sarayının beşik gibi sallanıp on dört balkonunun parçalanıp yerlere düştüğü öğrenildi.

Sava'da mukaddes tanınan gölün suyunun çekilip gittiği görüldü.

Bin senedir yakılan ve söndürülmeyen mecusi ateşinin sönüverdiği müşahede edildi.

Bütün bunlar işaret ve alamettir ki, yeni dünyaya gelen zat ateşe tapmayı, puta tapmayı kaldırıp, Fars saltanatını parçalayarak Allah'ın izni olmadan kutsal tanınan şeylerin kutsallığını ortadan kaldıracaktır.(6)

İşte bu geceye Veladet-i Nebi gecesi diyor ve onun bütün kalbimizle, ruhumuzla her sene yeniden yâd edip kutluyoruz. Bütün kâinatla bu geceyi karşılayarak onun âleme teşrifine kıyam ediyoruz.
Getirdiği ebedi nura, açtığı saadet caddesine ve sünnet-i seniyyesine yeniden sımsıkı sarılmak ve Mevlid Kandilini vesile ederek ona yeniden biatimizi, bağlılığımızı tazelemek ne yüce bir şeref ve ne büyük bir saadettir.

Yüce Rabbim bizleri sevgili Resulünün şefaatine nail eylesin.

Kaynaklar:
(1)İbn-i Sa'd, Tabakat, 1:60.
(2)A.g.e, 1:162-163.
(3)Taberî Tarihi, 2:125; İbn-i Sa'd, Tabakat, 1:102.
(4)A.g.e., 1:102.
(5)İbn-i Sa'd, Tabakat, 1:102.
(6)Bediüzzaman, Mektûbat,s:161,162.



Mehmet Paksu, Mübarek Gün ve Geceler, Nesil Yayınları

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Nisan 17, 2007 - Peygamber Efendimizin ahlakını güzel bir tasvir

 

Peygamber efendimizin Ahlakını kısa ve öz olarak tasvir etmek için aşağıdaki yazı bir hutbe metninin bir bölümü olarak ADAB (Abduullah Hani) kitabından yararlanarak kaleme alınmıştı. Sizinle paylaşıyorum.

• Bütün hareketleri mutedil, ve ölçülü idi.
• Hızlı yürür akarak giderdi. Yavaş yürür gibi görünürlerdi.
• Luzumsuz söz söylemezdi.
• Güler yüzlü tatlı sözlü idi.
• Kimseye fena söz söylemez, kötü muamele yapmazdı.
• Yumuşak ve alçak gönüllü idi.
• Peygamberliğine mahsuz ciddiyet vekarını ashabıyla arasında duvar yapmamıştı
• Heybetli ve ağırbaşlı idi.
• Gülümsemsi tebessüm idi. O’nunla sohbet eden kimse O’na can-ı gönülden aşık olurdu.
• İnsanların yıkık kalbleri yapmaya, gönüllerini hoş etmeye düşkündü. Üzgünleri teselli etme fırsatını gözler, onları incitmez küçük büyük bütün ashabını arardı.
• Öfkeden bütün gücüyle sakınır, öfkeli iken bir harekette bulunmaktan sakınır, kendine hakim olurdu. Hakka itiraz edilmesinin haricinde öfkelenmezdi. Dünya ve dünyalık şeyler onu öfkelendirmezdi.
• Hiç bir kimse onunla beraber bulunmaktan şikayet etmemiştir.
• Resulullah’ın hüznü daimi, tefekkürü aralıksız idi.
• Rahatı yoktu.
• Zaruret olmaksızın konuşmazdı.
• İnsanları birbirine ısındırır, birbirinden soğutmazdı.
• YARADILIŞ OLARAK YUMUŞAK OLMAKLA BERABER, SALABETLİ İDİ, HEYBETLİ İDİ.
• Her bir toplumun şereflisine ikram eder. Onu onlara başkan yapardı.
• Hiç bir kimseden tebessümünü esirgememekle beraber insanlara karşı daima ihtiyatlı davranırdı.
• Güzel bir hareketi takviye eder. Çirkin bir hareketi kınar, ondan sakındırırdı.
• Resulullah (SAV) Allah’ı (CC) zikretmeden, ne oturur, ne de kalkardı.
• Bir meclise varınca neresi boş kalmışsa orada oturur, herkesin de öyle yapmasını emrederdi. Onunla oturanların hepside kendisinin Resulullah’ın yanında en kıymetli olduğunu zannederdi.
• Sert ve kaba değildi.
• Yüksek sesle konuşmazdı.
• Kötü söz söylemezdi.
• Hata aramazdı.
• Meclisi hilim, haya, sabır ve emanet meclisi idi.
• Üç şeyden kesinlikle kaçınırdı: Münakaşa, çok konuşmak, kendini ilgilendirmeyen şeylerle uğraşmak.
• Konuşmaya başladığı zaman meclistekileri bir hal tutar, sanki başlarında bir kuş varmış gibi hareketsiz kesilirlerdi.
• Her işi mutedil idi. Birbiriyle çelişki arz eden hareketleri yok idi.
• Peygamberliğine mahsus ciddiyet ve vakarını ashabıyla kendisi arasında duvar yapmamıştı.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Nisan 17, 2007 - Aile Reisi ve baba olarak Hz.Peygamber

 

AİLE REİSİ VE BABA OLARAK Hz. PEYGAMBER.(S.A.V)

Hz. peygamber (s) bütün hayatı boyunca bizzat kendisi Ey Rabbimiz! Bize dünyada da ahirette de iyilik ver, bizi cehennem azabından koru. (Bakara 2/201) duasında olduğu gibi dünya ve ahiret dengesini yaşayışında tesis etmiş, bunu aile hayatında da göstermiş ve müminlere yaşanılır ve izlenebilir örnekler bırakmıştır.
O(s)nun hanesi yeryüzünde gelmiş-geçmiş ve gelecek hanelerin, kurulacak yuvaların en mesudu, en bahtiyarı ve en bereketlisi olmuştur. Onun hanesinde her zaman burcu burcu saadet kokardı. Alemde hiçbir kadın Hz.Peygamber (s)in hanımlarını sevdiği gibi sevilmemiştir. Hiçbir erkek de Hz.Peygamber (s) gibi sevilmiş değildir. Bu sevgi halesinin elbette bir sebebi vardı. Allah Rasulü eli altında bulunanlara uyguladığı terbiye usulüyle onların kalplerinde, sonsuz bir alâka ve bağlılık hasıl etmiştir.
Hiç şüphesiz Rasulullah (s) orta halli insanlar için bir örnek teşkil etmeyecek, tamamen zühd ve takvaya dönük insan üstü bir ömür sürmemiştir. Bilakis O (s) her sıkıntıyı, her türlü problemi yaşamış, bunlara verdiği tepkilerle bize izlenmesi gereken bir yöntem, bir metot sunmuştur. Ümmete, hem sosyal hem de ruhi manevi alanlarda olmak üzere, gerekli asgari davranış yolunu göstermiş, bu asgari sınırı aşıp iyiye ve güzele doğru yükselmek yönünde onları gayret göstermeye teşvik etmiş, yine de son kararı fertlere bırakmıştır.
Ancak peşinen söylemek gerekir ki O(s)nun aile reisi olarak çizdiği portre de hayranlıkla izlenecek mükemmelliktedir: Sabrın, merhametin, teennili davranışın, anlayışlılığın, inceliğin, hoşgörünün ve sorumluluğun timsalidir O Peygamber. Ve bu faziletler belki de hiç kimsede kendini bu denli güzel ifade edememiştir.
Allah(cc) katında aile reisinin değeri, eşine ve yakınlarına verdiği değerle ölçülür. Bu konuda Hz.Peygamber (s): En hayırlınız, aileniz için hayırlı olandır. Bana gelince ben, aileme karşı sizden en hayırlı olanınızım. buyurmuştur.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Ekim 30, 2006 - Ruhum Sana A$ık..

 

Rûhum sana âşık, sana hayrandır Efendim,

Bir ben değil, âlem sana kurbandır Efendim.



Ecrâm ü felek, Levh u kalem, mest-i nigâhım,

Dîdârına âşık Ulu Yezdân’dır Efendim.



Mahşerde nebîler bile senden medet ister,

Rahmet, diyen âlemlere, Rahman’dır Efendim.



Tâ Arşa çıkar her gece âşıkların âhı,

Medheyleyen ahlâkını Kur’an’dır Efendim.



Aşkınla buhurdan gibi tütmekte bu kalbim,

Sensiz bana cennet bile hicrândır Efendim.



Doğ kalbime bir lahzacık ey Nûr-i dilârâ

Nûrun ki gönül derdime dermândır Efendim.



Ulvî de senin bağrı yanık âşık-ı zârın

Feryâdı bütün âteş-i sûzândır Efendim.



Kıtmîriniz ey Şâh-ı rüsûl, kovma kapından,

Âsîlere lûtfun yüce fermândır Efendim.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Ekim 17, 2006 - Salavat, oruclu agizlara daha cok yakisir..

Salavat, oruçlu ağızlara daha çok yakışır


Her fırsatta, Peygamber Efendimiz’e (aleyhissalatü vesselam) salât ü selam getirmemiz O’na karşı vefamızın gereğidir. Bu, O’nu hem tebrik ettiğimizin, hem de O’nun şefaatini umduğumuzun ifadesidir.


Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurulur: Allah ve O’nun melekleri Peygamber’e hep salât ederler. Ey mü’minler, siz de O’na salât (ve dua) ediniz ve samimiyetle selam veriniz.” (el-Ahzab, 33/56).

Bu âyeti kerimeyle, Peygamberimize salât ve selamlarımızla hürmetlerimizi sunmak farzdır; her Müslüman için yerine getirilmesi gerekli bir görevdir. Her Müslüman hiç olmazsa en kısa şekilde, “Allâhümme salli alâ Muhammed” “Allâhım Muhammed’i rahmetinle tebrik et ve mübarek kıl” diye salât getirir.

Namazlarda oturduğumuz zaman ‘ettahiyyâtü’ duasından sonra okuduğumuz “Allahumma Salli, Bârik...” duâları da, Hz. Peygamber’e salât getirmeyi ifâde eder. Hz. Peygamber’e salât getirmenin fazileti hakkında Resûlüllah şöyle buyurmuştur: Kim bana bir salât getirirse, Allah ona on salât (mağfiret) eder” (Tâc, Vı 145).

Hz. Peygamber’in ismi her işitildiğinde veya anıldığında salat getirilip getirilemeyeceği hususunda bazı alimler; bir yerde, Hz. Peygamber’in adı ne kadar anılırsa anılsın bir defa salât edilmesi yeterlidir derken, alimlerin çoğunluğu ise, Hz. Peygamber’in adı her anıldığında salât getirilmesi gereklidir demiştir.

Salâvata karşı hassas olmalıyız

Resûlü Ekrem Efendimiz de, “Yanında benim adım anılıp da bana salât getirmeyen kişinin burnu sürtünsün, hakarete uğrasın” buyurmuştur (Tâc, V, 145). Yine, imam Kurtubî hazretleri Ahzap Suresi 56’ncı ayetin tefsirinde “Rivayet olunduğuna göre” diyerek şöyle bir hadis zikretmektedir: Ashab-ı Kiram, Resûlullah’a (sas): “Ya Resulallah! Ahzab Süresi’nin, “Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât eder...” ifadeleri ile başlayan âyetinin manasını açıklar mısınız? diye sormuşlar. Hz. Peygamber (sas) buyurdu ki: “Bu sorduğunuz ilm-i meknûndur (Yani insanlara açıklanmamış bilgilerdendir). Eğer bu konuda bana sormasaydınız, onu size açıklamazdım. Allah benim için iki melek vazifelendirdi. Bir müminin yanında anıldığımda bana salat getirirse bu iki melek (ona), ‘Âllah seni bağışlasın’ diye dua ederler. Allah’ın (diğer) melekleri bu iki meleğin duasını pekiştirerek “amîn” derler, Allah da (bu duayı kabul eder)”. Bir müminin yanında anıldığımda bana salat getirmezse bu iki melek “Âllah seni bağışlamasın” diyerek beddua ederler. (Diğer) melekler de bu iki meleğin beddualarına “âmîn” derler. Allah da bu bedduayı kabul eder. (Kurtubî, el-Câmi’ Li Ahkâmil-Kur’an, XIV, 233).

Salât, üç kısma ayrılır

Salât, Allah’ın salâtı, meleklerin salâtı ve müminlerin salâtı olmak üzere üç kısma ayrılır:

Allah’ın Peygamberi’ne salat etmesi: O’na rahmeti ve O’ndan hoşnut olması, O’na yardım etmesi, tebliğ ettiği İslâm dinini yayarak O’nun şanını artırması, O’nun işlerini bereketli kılması, ismini yüceltmesi, O’na ahiret mükafatlarını vermesi ve getirilen salatı kabul etmesi anlamına gelir. Meleklerin salatı şu anlama gelir: Melekler Hz. Peygamber’i çok severler; O’na en yüce makamları vermesi, dininin ve şeriatının gelişmesi ve O’nu yüksek derecelere ulaştırması için Allah’a dua ederler, istiğfar ederler; O’na salat getirenlere Allah’ın rahmetini dilerler.
Müminlerin salatı: O’na saygı ve tazimde bulunmaları, O’nunla ilgili duada bulunmalarıdır. Allah’tan, tebliğ ettiği dinin güçlenmesini, şanını artırmasını dilemek ve cennetteki Makam-ı Mahmud’u ve ümmetine şefaat etme hakkını ona vermesini istemektir.

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

August 6, 2006 - Bir ate$ var icimde..

BIR ATES VAR!....

Bir ates var icimde!...
Bazen alevlenir; BAZEN BÜSBÜTÜN SÖNÜVERIR
Bu öyle bir ates ki:
Günden güne yakar kavuru verir.

Bir ates var icimde!...
Aci aci tirmalar benligimi,
bu öyle bir ates ki;
Sarsar, bükü verir belimi.

Bir ates var icimde!...
zamansiz beliren, aglatan ve düsündüren..
bu öyle bir ates ki
sorular yaratir beynimde,diriltenden.

Bir ates var icimde!...
Ha bire "gel" der, MUHAMMEDÜL EMIN´E
bu öyle bir ates ki
Bicare yüregim döndü küle

bir ates var icimde!...
Nedense sönmesini hic istemedigim
bu öyle bir ates ki;
yanmayi arzulayip,hep bekledigim...

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

BENKI BIR GÜNAHKAR GIBI HUZURA CIKARAK HER AKSAM SANA EL ACTIM.. SEMADAN DÜSÜCEK BiR DAMLA NURA SUSAMIS GÖNÜLLER GiBi MUHTACIM... DenizYildizi & YazYagmuru

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım

arazaxirelcinellersadolur
Özkan Özdemir
rindiseyda
fezawww
mansur
fuadyusufoglu
ruyaa
unsal1
simsiyahvekapkaranlik
yildizimm
birsoluk
cinalive
bigarip
ezelnur
igra
islamvakti
yasaminanlami
vezirhan
affeyleallahim
dinimizislam58
sonsuzlukkervani
siyahpatya
sevgi penceresi
nuralemi
serol43
kuldan
asligonca
1incitanem
izoiscaticephe
Hasan Beyan
nursanem2007
gurhancinar
mevlana1
cansofi
rindiseyda1
ademyakub
tillsim
obirdir
murat destebaşı
saclariniz
bilimhaberleri
mehmet orhan durdu
ufukta1cizgi
allahinadiyla
beyazkalemim
horseracing
gurunay58
ravend
edebiyatyazar

Cursors

Hit Counter
Hit Counter